Now Playing Tracks

Suratındaki sert ifadeye rağmen gözlerinin içindeki mutluluk filizlerini görebilirsem eğer; işte o zaman tutulur kalırım sana.

Ayın Güneş’e tutulduğu gibi tutulurum sana.

Bir kız çocuğunun akşamları işten dönen babasına sarıldığı gibi, sımsıkı sarılırım. 

Ağacın köklerinin toprağa karıştığı gibi karışır ruhum ruhuna. 

Dudaklarından dökülmeye kalkan her kelimeyi daha aklından geçer geçmez okuyabilirsem gözlerinden; o zaman anlamlandırırım hayatı avuçlarının içine koyduğum yüreğimde.

Yüreğim avuçlarının içinde atarken, yüzün hep gülerse eğer; dünyaları bahşedersin bana.

Dünyaları da istemem gerçi.

Bir tek dünyam ol, 

bir tek benim dünyam ol, yeter.

Yeter ki karışsın kokun kokuma.

Bir bebek özleminde seni aramak var ya..

Sonra, birden hayran oldum sana.

Sanki yıllardır seni tanıyormuşum gibi. Sanki kokunu, adını, her şeyini adımdan iyi biliyormuşum gibi..

Elimi uzatsam tutuverecekmişsin gibi.,

Gel desem geliverecekmişsin gibi..

Gel desem, gelir misin gerçekten?

Bak, ben sana geleceğim. Az kaldı. 

Kalk sen de gel, ortalarda buluşalım.

Güzel gol olsun, 

Şapka da çıkartsınlar, önümüzde de eğilsinler, 

Öyle bir sevelim ki, tüm dünyaya yetsin sevgimiz.

Bak senden habersiz seviyorum seni. 

Seviyormuşum sanki, anlamak zor.

O kadar benim düşüncelerimle yoğrulmuşsun gibi ki, anlatamam..

Sen buradan kendine baksan, hayretlere düşersin.

Bazen karıştırıyorum; hangimiz hangimiziz..

Sanki yıllarca seni görmeyi beklemişim,

  her bir sokak girişinde gözlerim seni aramış.

Öyle ki Ahmet Abi’nin de dediği gibi; 

"Bir bebek özleminde seni aramak var ya; bu hep böyle gider mi?

İçi acısın ister mi bi insan? 

Kalemler elimi sevmemeye  başladı. Dökülmüyor ne dilimden ne kalemimden kelimeler. Yüreğimdeki kan pıhtılaşmış, damarlarımdaki kan akışı durmuş gibi hissizim. 

Hissedememek daha çok yormuyor mu insanı? Belki de bana öyle geliyor, bilmiyorum. Çok boşuna alıp veriliyormuş gibi nefesler. Hissedemeyeceksek nedendir ki yaşamak? Çok amaçsız. 

Son zamanlarda her zamanki yaşama hevesim olan Fenerbahçe tek yaşama hevesim olmaya başladı. Bir tek onu izlerken yüreğimin sesini duyuyorum. Bir tek onu izlerken seviniyorum, üzülüyorum, sinirleniyorum. Abarttığımı, özellikle böyle anlatırken abarttığımı düşünen insanlar da bir hayli fazla aslına bakarsanız. Anlayamıyorlar. Hoş ben de pek anlayamıyorum nasıl bağlı kalabiliyorum böylesine. “Adı konamaz” demiş ya İslam Çupi, şimdilerde daha iyi anlıyorum. 

Geceleri uyumadan dua ederken kendimden önce Fenerbahçe’ye dua ediyorum ben. Günlük yazarken ilk önce Fenerbahçe’den bahsediyorum. Aklımdan eksilmeyen tek şey o. Amacım o. 

İki yıldır sınavlarla uğraşmama sebep olan üniversiteyi belirleyen bile o olmuşken, kariyer hayallerimin merkezinde yer alırken soyutlanamayacak kadar somutlaştırmışım hayatımda, belki farkındalıkla belki farkında olmadan.

Aslına bakarsak bunların en büyük sebebi de babam. Ne kadar teşekkür etsem az ona, annem her ne kadar kızsa da.

Sözün özü Fenerbahçe de olmasa ayakta duramayacakmışım. Sarı nasıl en güzel Lacivertin yanında duruyorsa, ben de en güzel Fenerbahçe’nin yanında duruyorum sanırım. 

Neyse, iyi ki Fenerbahçe var.

ALİ İSMAİL KORKMAZ!

Belki bir fazla, belki iki eksik nefes aldım senden. Aldım, verdim. Belki birkaç yudum fazla su içtim senden 3 Haziran’a kadar. Belki sen kadar güzel gülemedim, sen kadar içten ağlayamadım hiçbir zaman. Belki Eskişehir’in sokaklarında defalarca yüz yüze geldik. Aynı otobüse bindik. Aynı bakkaldan su aldık belki o yaz sıcağında. Bir kafede sırt sırta oturduk belki kim bilir. 3 Hazirana kadar yaklaşık aynı günlerde soluduk bu pis havayı. 

Beraber sabahladık belki o kör gecelerde. Bir bardak çay koydun belki bana Eskişehir’in yaz olmasına rağmen insanın içini titreten soğuğuna sahip gecelerinde. Birlikte yedik belki o caddede biber gazlarını. Birlikte direndik. 

Birlikte bağırdık Fenerbahçe’nin maçlarında. Eskişehir’de Fenerbahçe için birlikte direndik belki de. Birlikte gezdik çubuklu formamızla bu şehrin sokaklarında göğsümüzü gere gere, her şeyi göze alarak. 

Ah be kardeşim! Biraz da ölüme direnseydin be. 

Dediğin gibi, bir gün çocuklarımız özgür doğacak! Sözümüz olsun sana. 

Özgürlük kokacak buram buram hava. Avuçlarını açmış gülümserken sen, önünden her geçtiğimde başım daha dik olacak. Sözümüz olsun sana, düşlerindeki özgür dünyayı gökyüzünden o güzel gülümsemenle izleyeceksin.

Sözümüz olsun sana, sen korkmadın, biz de korkmayacağız.

Ali’m İsmail’im, kardeşim.. 

Ne giydiğin çubuklu formaya halel gelecek, ne özgürlük naraları düşecek dillerimizden.  

Sen yine korkma! 

To Tumblr, Love Pixel Union