Now Playing Tracks

Yüreğime cemre düşmüşçesine bahar yaşatıyorsun; 
   gözlerimin içinde gülüyorsun. 
En çok düşüncelerime uyuyorsun,
   uykumda rüyalarım oluyorsun.
Cümlelerim sana açılıyor,
   kelimelerim sana koşuyor.
Paragraflarca dökülüyorsun dilimden. 
Ağzıma yüzüme bulaştırıyorum bu sevme işini, 
   adeta bir çocuk gibi.
Düşersem okşa dizlerimdeki yara izlerini.

"Gözlerimin içi gülmüyor bugünlerde. Adeta yüreğim gülüyor. Hiç hissettin mi yüreğinin güldüğünü? Dudaklarının kenarında oluşan o istemsiz, minicik tebessümün tadına vardın mı hiç? Doyumsuzluk hissini o tebessümle tattın mı?

Nasıl güzel anlatamam.

Dudaklarından dökülecek her bir kelimenin tadı damağımda kalıyor. Her kelimenle ağzıma bir parmak bal çalınıyor ve ben her defasında daha çok kelimene susuyorum. 

Susuyorum, susadıkça durunamıyorum.

Durunamamak ara sıra güzel, içimdeki çocuk ha bire koşuşturuyor topunun arkasından; yüreğimdeki ses o yüzden bu kadar gürültülü aslına bakarsan.

Rahatsızlık vermiyor bu defa çocuk sesi, uzun zamandır sevememiştim çocukları.

Yüreğimdeki gülücüklerle seviyorum çocukları.

İyi ki güldürdün yüreğimi, iyi ki.”

Çok çiğ olacak buralar.

Sensiz şimdi dört bir yanım,

Bir o kadar da sessiz.

Yüreğinin sıcaklığını hissetmeme müsaade edecek misin?

Yoksa çok çiğ kalacak dudaklarımdan dökülen her kelime.

Sevmeyi o kadar seviyorum ki, anlatamam sana. Yüreğinde sevdası olmadan insan yaşadığını anlayabilir mi dersin? 

İnsan ne kadar sessizse sokaklarda, içinde o kadar büyük fırtınalar kopar. Kimse bir elin sıcaklığını hissetmeden tutunamaz hayata hırçın dalgaların arasında. 

Susuyorum, yüreğim seni söylüyor beynime. 

Kimi kelimeler öyle korkuyor ki senden; anlamlanmaya korkuyor. Çok mu nizami duruyorlar buralarda? Nasıl zorlanıyorum cümlelere seni sığdırmaya, bilsen aklın şaşar. 

Zehirler yüreğini içine attıkların.

Kötü değilsin kimseden

Kaldırım taşlarının arasından başını uzatmış çiçeği gördüğünde gülümsüyorsun, biliyorum.

*O tebessüm için yıllarımı veririm.

Sabahın ilk saatlerinde öten kuşların mutluluğu olsun mutluluğun,

Dağların serinliği, nehirlerin duruluğu olsun.

Sev yoluna çıkan yavru kediyi mesela.

Sokağın ortasında kalmış böceği kurtar ezilmekten.

Gülümse elmanın içinden çıkan kurtçuğa.

Sevmeyi iyi öğren.

Ne kadar seversen yüreğin o kadar renklenecek.

Ne kadar seversen, dünyan büyüyecek.

Suratındaki sert ifadeye rağmen gözlerinin içindeki mutluluk filizlerini görebilirsem eğer; işte o zaman tutulur kalırım sana.

Ayın Güneş’e tutulduğu gibi tutulurum sana.

Bir kız çocuğunun akşamları işten dönen babasına sarıldığı gibi, sımsıkı sarılırım. 

Ağacın köklerinin toprağa karıştığı gibi karışır ruhum ruhuna. 

Dudaklarından dökülmeye kalkan her kelimeyi daha aklından geçer geçmez okuyabilirsem gözlerinden; o zaman anlamlandırırım hayatı avuçlarının içine koyduğum yüreğimde.

Yüreğim avuçlarının içinde atarken, yüzün hep gülerse eğer; dünyaları bahşedersin bana.

Dünyaları da istemem gerçi.

Bir tek dünyam ol, 

bir tek benim dünyam ol, yeter.

Yeter ki karışsın kokun kokuma.

Öymlerle yargılanırken, mahkemeyi kaldırdıkları ve davaları bozdukları halde, bu davayı bozmadıklarını görüp, hala davanın şike davası olduğunu söyleyenler bilmelidirler ki kendileri “at gözlüğü” kalıbıyla eleştirdikleri çoğu insandan daha yanlışlar. Her ne kadar Aziz Yıldırım’ın yer yer Fenerbahçe’ye zarar verdiğini düşünsem, Alex’in nasıl gönderildiğini adım gibi bilsem ve belki benim hayatım boyunca kahramanım olarak göreceğim bu adamı her düşünüşümde yüreğim acısa da; Aziz Yıldırım’ın haksız bir yargılamayla, hatta adil olmayan bir yargılamayla verilen infazına karşı durmak boynumun borcudur. Bu insanlığın borcudur. Sokaklarda adalet istiyoruz nidaları atıp, sırf sevmediği için; elinde tutarlı hiçbir sebep olmaksızın bu adamın mahkumiyetine sevinecek her bir insan gözümde insanlığını yitirmiş, çıkarları uğruna tüm düşüncelerini hiçe sayabilme aciziyeti gösterebilmiş insanlardır; ki bunlar çoğu mühim olayda yanlış kararlar verebilecek saplantıda olduğunu düşündüğüm insanlardır. 

Benim bu düşüncelerim her ne kadar hiçbir şeyi değiştirmeyecek, hiç kimsenin umrunda olmayacak olsa bile bunları dile getirmeden kendimi durduramazdım. 

Birbirinden son derece farklı gibi göründüğü halde, özünde birbirleriyle fazlasıyla ilişkili olan olayların ikisine de birbirinden tamamen zıt şekilde değer biçen insanları sanırım hayatım boyunca anlayamayacağım. Anlayamadığım gibi ne kızgınlığım ne de kırgınlığım geçecek.

Ortada ispatlanabilmiş gerçek bir suç olmadan, sadece kalemini tüm halka yayabilme imkanına sahip kuklavari insanların kamuoyunda yarattığı yalan yanlış algıyı sorgulamaksızın; sadece işine geldiği için doğru olduğunu -bilerek ya da bilmeyerek- savunarak, bu algıyı her kesime benimsetmeye çalışması, kendi çıkarları uğruna halkını hezimete uğratmaya çalışan bir yöneticiden farksızdır. Bilakis bir insanın somut bir suçu bulunmaksızın ailesinden, çocuklarından ve hayatını adadığı en büyük değerlerinden koparılmaya çalışması kabullenilebilir bir şey değildir benim nazarımda. 

Kendi çıkarları uğruna belli insanları yahut kurumları ele geçirme çabasına girmiş olup, o kurumlara mensup kişileri düşünmeden yıpratma mücadelesi veren; iyi-kötü ayrımı yapmak yerine sevdiğim-sevmediğim ayrımı yaparak bu oyunlara alkış tutanlar hiçbir zaman akıllarımızdan çıkmayacaklar. 

Bir insanın yıllarını vererek büyüttüğü nadide bir eseri, kendi kalıplarına sokabilmek için kıyısından köşesinden yontmalarına göz yuman insanları ne tarih affedecektir, ne de insanlık. 

Bir babayı “ne zaman, nerede, nasıl olduğu bilinmeden” sadece işlemeyi amaçladıkları düşünülen suçlar nedeniyle evladından ayıranlara yol açanlar son nefeslerini vermeden hesap vereceklerdir.

Canımı yakan kimi girişimleri yüzünden sevmek zorunda olmayıp saygı duyma zorunluluğu hissettiğim ve bir o kadar duruşunu bozmadığı için takdir ettiğim bu adamın evlatlarım dediği sporcularının taçlanacağı günlerin hemen öncesinde verilen bu karar çok manidardır. 

Lefterleri, Basrileri, Sinyor Bartuları, Selçuk Yulaları, Fenerli Cemilleri, belki de ülkenin en iyi kalecisi olan Cihat Arman’ı, Serkan Acar’ı, Aykut Kocaman’ı, Büyük Fikret’i, Küçük Fikret’i, Zeki Rıza’yı izlemeye ömrü yetmeyen bir nesil adı gibi biliyorsa eğer, yüreğindeki sevdası kadar büyük ateşler püskürecek hepinize.

Nasıl doğrulduysak o Temmuz sabahından sonra, şimdi ayaklarımızı daha sıkı basmayı iyi biliriz biz. 

Bu milyonların davasıdır artık ve asla vicdandan yoksun insanlar benliğimizden silinmeyecektir.

25 Milyon daha bir bütünlükle yürüyecek nice şampiyonluklara.

Daha görecek güzel günlerimiz var bizim.

Bir bebek özleminde seni aramak var ya..

Sonra, birden hayran oldum sana.

Sanki yıllardır seni tanıyormuşum gibi. Sanki kokunu, adını, her şeyini adımdan iyi biliyormuşum gibi..

Elimi uzatsam tutuverecekmişsin gibi.,

Gel desem geliverecekmişsin gibi..

Gel desem, gelir misin gerçekten?

Bak, ben sana geleceğim. Az kaldı. 

Kalk sen de gel, ortalarda buluşalım.

Güzel gol olsun, 

Şapka da çıkartsınlar, önümüzde de eğilsinler, 

Öyle bir sevelim ki, tüm dünyaya yetsin sevgimiz.

Bak senden habersiz seviyorum seni. 

Seviyormuşum sanki, anlamak zor.

O kadar benim düşüncelerimle yoğrulmuşsun gibi ki, anlatamam..

Sen buradan kendine baksan, hayretlere düşersin.

Bazen karıştırıyorum; hangimiz hangimiziz..

Sanki yıllarca seni görmeyi beklemişim,

  her bir sokak girişinde gözlerim seni aramış.

Öyle ki Ahmet Abi’nin de dediği gibi; 

"Bir bebek özleminde seni aramak var ya; bu hep böyle gider mi?

To Tumblr, Love Pixel Union